DÜNDEN BUGÜNE MEDYANIN GÜCÜ 2


Bu makale 2016-01-04 15:55:36 eklenmiş ve 3007 kez görüntülenmiştir.
Ahmet Balıbey
Eğitimci Yazar


 
DÜNDEN BUGÜNE MEDYANINGÜCÜ 2İ

lki insan konuşmağa başladığı an sözlü basın, ilk yazının bulunmasından itibaren de yazılı basın oluşmuştur. Sözlü ve yazılı basını kimi insan lehte kimi aleyhte kullanılmışlardır.Bütün bu çalışmaların hedefi ise İnsanoğlunun düşünme/karar verme yeteneğine etki ederek kamuoyu oluşturmak, insanoğlunu kararını kendi inanç/çıkar ve fikirleri doğrultusunda etkilemek faaliyeti insanoğlu var oldukça olacaktır. Olmuştur. Bunun için de her geçen gün yeni araçlar, yeni yöntemler geliştirilmektir.

İnsanlık tarihi kadar eski olan haberleşme ve kamuoyu oluşturma, enformasyon sağlama faaliyetleri, çağlar boyunca değişik aşamalardan geçerek ve sürekli gelişerek bu günkü yapısına kavuşmuştur.

Gazete, Yeni Yunancada “Efemeris” diye adlandırılır. Eski lisanımızda gazeteye “Ceride” denilirdi. Ceride zabıt, tutanak anlamına gelmektedir.

Gazete, olayları en iyi bir biçimde araştırarak doğru yorumlarla kamuoyunu bilgilendirmede önemli rolü olan kitle haberleşme vasıtasıdır.

Gazetenin diğer bir ifadeyle tanımı şöyledir: “Gazete özül müesseseler gibi evvela gazetenin kazancını düşünen ve diğer yandan da amme hizmeti gören bir işletmedir. Gazete, hadiseleri aynen bir fotoğraf makinası gibi okuyucuya aksettiren bir araçtır.

Gazeteci, olayları, haberleri veya vermek istediği mesajları elindeki kalemi ile geniş bir vatandaş kitlesine ulaştıran kişidir.

Gazete ve gazeteci, halkın eli, ayağı, kulağı, dili ve gözüdür. Gazetecinin görevi, gördüklerini, işittiklerini, ve doğruluğuna inandığını yazarak kamuoyuna aksettirmektir.

Tanımlar ne güzel değil mi?

Tam olması gerektiği gibi..

Buradaki, özellikle zor şartlar altında ayakta durmaya çalışan yerel basınımızı, ve yerel basınımızın yerel temsilcilerini tenzih ederek söylüyorum.

Maalesef bugün ki gazetecilik, medya mensupları bu tanımların çok uzağındadır.

Özellikle günümüzde basının misyonu haber vermekten ziyade insanların bilinç altına girerek onları istedikleri yöne kanalize etmektir

Haberin, iletişimin yerini Propaganda faaliyetleri almıştır artık.

Bugün gazetelerde, radyolarda, TV’lerde, sosyal medya da bilinç altımıza kendi inanç ve değer yargılarını şırınga etmeye çalışan uluslararası güçler sahada at koşturuyor.

Bunu bazan açıktan bazan da filmlerin, çizgi filmlerin, haberlerin arkasına koydukları Subliminal tekniklerle yapıyorlar.

Ve toplumu kendi istekleri yönde değiştirmeye, kanalize etmeye çalışıyorlar.

Deyim yerinde ise beynimize, aklımızı ipotek altına alıyorlar.

Bugün dünyada bu çalışmaların maalesef etkili olduğunu üzülerek görmekteyiz.

Artık ne yiyeceğimize, ne içeceğimize, ne giyeceğimize, çocuklarımıza ve eşimize nasıl davranmamız gerektiğine onlar karar veriyor,Biz uyguluyoruz.

O nedenle diyorum ki, Basın-Yayın ve propaganda faaliyetleri en güçlü silahtan daha güçlüdür.

Siz güçlü bir silah ile toptan yok edebilirsiniz ama, dönüştüremez, onun iradesini ipotek altına alamazsınız. Silahla en fazla korkutursunuz. Ama o korku bir süre sonra etkisini azar azar da olsa etkisini yitirir.

Mesela Japonya, 2 dünya savaşında Atom bombası ile yerle bir edildi deyim yerindeyse. Yüzbinlerce insan öldü. Ama noldu daha sonra? Japonlar özünü kaybetmediği için kısa bir süre sonra ayağa kalktı ve dünyanın en güçlü ülkelerinden biri haline geldi.

Halbuki basın-yayın, kamuoyu oluşturma, propaganda bir toplumu savaşsız, topsuz tüfeksiz bir şekilde dönüştürüyor, silah zoruyla esir alamayacağınız toplum, sizin gönüllü köleleriniz oluyor.

Sizin istediğiniz gibi yiyor, sizin istediğinizi içiyor, sizin istediğinizi giyiniyor.

İşte bu basının güçü, kamuoyu oluşturmanın güçü.

Bir örnek de ülkemizden vereyim.

1980’li yıllarda bir fast food zinciri ülkemizde bir şube açar. Ama pek rağbet görmez. Bir iki yıl içerisinde kapatmak zorunda kalırlar.

1990’lı yıllarda bilirsiniz film dağıtım şirketleri vardır. Bu şirketin bir yetkilisi ülkemizdeki bir özel TV kanalına gider ve bir çizgi filmi değerinin çok çok belki 10’da bir belki 50’de bir fiyatına gösterim hakkını o TV kanalına verir.

Bu çizgi filmi o yılların genç ve çocuk kuşağı iyi hatırlayacaktır. Ninja Kaplumbağalar çizgi filmdir .Ve bu çizgi film karakterlerinde iri Pizzayı çok sever.

Çizgi filmin ülkemizde gösterilmeye başlanmasının ardından fast food bir bir şubelerini açmaya başlar ve ülkemizde hızla yayılmaya başlar.

Şimdi hangi Alıveriş Merkezine giderseniz gidin o fast food zincirinin önünde uzun kuyruklar görebilirsiniz.

Sadece o ürünleri yemek içmekle kalmıyoruz. Artık o kültürün ürettiği bir ürün gibi davranmaya başlıyoruz.

Biz küçükken sinemalara gittiğimizde ay çekirdeği falan alırdık yanına da bir gazoz aldık mı değme keyfimize.

Amerikan sineması, sadece filmleri ile değil kültürü ile de geldi ülkemize

Artık sinemaya gittiğimizde tıpkı tüm Amerikalıların yaptığı gibi Popcorn alıyoruz, yanına da tabi ki kola.

Güzelim ayçiçeklerimiz ve gazozumuz ,,Kola’ya kurban gitti. Yazık…

Bu kadarla kalsa iyi.

Bugün artık onlar propagandanın gücü ile bize kimi sev derlerse onu seviyoruz. Bize kimi “sevme”, “düşman bil diyorlarsa” onu düşman biliyoruz.

Onların gör dediklerini görüyoruz. Onların sev dediklerini seviyoruz. Kendi türkümüzü değil, kendi bozlağımızı değil, onların bize dayattığı ne idüğü belirsiz sanatçıların sözlerini bile anlayamadığımız saçma sapan şarkılarını dinliyoruz.

Ama bu işler o kadar kolay olmuyor.

Bunların planları on yıllar, hatta yüzyıllar öncesinden yapılıyor.

Yazılarla, şiirlerle, hikayelerle, romanlarla filmlerle, karikatürlerle önce ufak ufak bazı şeylere hazırlanıyor toplum, bilinçaltımıza işleniyor. O kadar kanıksıyoruz ki bir süre sonra o senaryolar gerçek olduğunda şaşırmıyoruz bile.

Hatırlarsanız, özellikle 90’lı yıllarda Bruce Willes, Sylvester Stallone vs. gibi oyuncuların oynadığı filmler vardı.

Bu filmlerde bir kahraman vardı ve bu Amerikalı idi. Tabi kahramanı olan filmin doğal olarak birde kötü kahramanı vardı.

Ve filmin sonunda, ABD’li kahraman tek bir kişiyi kurtarmak için gerekirse dünyaya ateşe verir, kötü karakteri yok ederdi. Üç beş kişiyi döven Cüneyt Arkın saçma gelirken, hadi be derken, tek başına bir ülkenin ordusunu yerle yeksan eden kahraman ABD askerini, ayakta alkışlıyorduk.

Bu filmlerde soğuk savaş dönemin kötü karakterleri Ruslar’dı, Bu nedenle biz Ruslara karşı Rambo’yu ve dolayısıyla Ruslara karşı savaşan Afgan Mücahitleri’ni desteklerdik.

Gün geldi devran değişti soğuk savaş bitti Rus tehdidi ortadan kalktı.

Bu defa yeni bir düşman gerekiyordu ve nitekim bir süre sonra nur topu gibi bir düşmanımız oldu.

Daha önce Rambo ile birlikte Ruslara karşı savaşan Afganlı Mücahitler terörist oldu. Kötü karakter oldu.

Artık o daha önce ayakta alkışladığımız Mücahitler baş düşmanlarımız olmuştu ve ABD’li karakter tarafından öldürülmesi gerekiyordu.

Ve nitekim 2001’deki ikiz kulelere düzenlenen saldırıdan sonra gereken yapıldı ve hepimiz rahatladık. Onlar bize bir şey yapmamışlardı ama olsun. Dostlarımızın (!) düşmanları bizim de düşmanımızdı.

Tabi bunun da bir oyun olduğunun çok sonra farkına vardık.

Çünkü, 2001’deki ikiz kulelerin yıkılmasının zemini ta 1990’lı yıllarda hazırlanmıştı.

1996’da dönemin önemli Amerikan dizilerinden "Millenium"'da ikiz kulelere çarpan iki uçağın olduğu bir terör saldırısı konusu işleniyor,(diziyi youtubeda bulabilirsiniz),neredeyse aynı şekilde işlenmiş olduğuna şaşıracaksınız.

1997 yılında ise sevilen çizgi dizi Simpsonların bir bölümü ve anlamsızca ısrarla gösterilen bir kare de arka planda ikiz kulelere çarpan uçaklar sebepsiz nedensiz yere ardarda gösteriliyor.

Eylül 2001'den sadece 5 ay önce ünlü çizgi dizi Johnny Bravo'dan bir sahne..Arka plandaki resimde kulelerden biri yanarken üstündeki yazı "coming soon" yani "çok yakında" anlamında bir yazı..Anlamı nedir acaba?? Tesadüf mü ki??

Elbette ki değil, kamuoyu bunlara hazırlanıyor.

Bu nedenledir ki İkiz Kulelere uçakla saldırı olunca çok da şaşırmadık. Film izler gibi izledik sadece.

Yani hiçbir şey tesadüf değil dostlar.

Her şey planlı programlı.

Bir senaryo yazılıyor. O senaryo daha sonra kitle iletişim araçlarında gündeme getiriliyor. O sahnelere bilinç altımız hazırlanıyor.

Olay vuku bulduğunda ise şaşırmıyoruz

Bu süreçte Propaganda faaliyetleri, adeta bir beyin yıkama, beynimizi teslim alma mekanizmaları habire işletiliyor.

1990’lı yıllarda Saddam’ın ülkemize saldıracağına o kadar inandırılmıştık ki, hepimiz nükleer bir saldırıya karşı evimizin camlarını naylonlarla kaplamaya başlamıştık. Naylon satıcıları yok satıyordu.

Sonra ABD askerleri dünyanın ilk canlı yayınlanan savaşı ile Irak’a girdi de hepimiz rahatladık.

Facebook'ta Paylaş
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
E-Mail Bülten Kaydı
DÖVİZ KURLARI
Kur Alış Satış
Dolar 5.7498 5.7728
Euro 6.3610 6.3865
HAVA DURUMU
ISTANBUL
ARŞİV
- -
ANKET
REFERANDUMU DESTEKLİYORMUSUNUZ?
EVET
HAYIR
SÜPER LİG PUAN DURUMU
EFAHaber

©
Copyright 2015 EFAHaber. Tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz